8 Mart 2017 Çarşamba

Wilhelm Reich - Dinle Küçük Adam

Wilhelm Reich

“Küçük adam,” istedikleri gibi yönetmeleri için kendini iktidara teslim ediyorsun. Sonra da kalkıp ağzını açmıyorsun. En kötü eğilimlerle yüklü güçlere ya da güçsüzlere kendi adına konuşabilme yetkisini veriyorsun. Ve bir kez daha aldatıldığının ayrımına vardığın zaman çok geç kalmış oluyorsun.
Seni anlıyorum. Maskesiz, bir parti üyeliği kartı taşımadan ve “ünlü” olmadan, çıplak ruhunla seni çok gördüm. Yeni doğmuş gibi çıplak, don gömlek kalmış bir mareşal gibi çıplak. Önümde sızlandın, ağladın, kendi özlemlerini, aşkını ve acını anlattım. Seni tanıyorum ve anlıyorum. (sf. 16)

Büyük adam, ne zaman ve niçin küçük adam olduğunu biliyor. Küçük adam, küçük olduğunu bilmiyor ve bunun bilincine varmaktan korkuyor. Kendi küçüklüğünü ve dar kafalılığını, gücün ve büyüklüğün düşleri arkasına, diğer insanların gücünün ve büyüklüğünün arkasına gizliyor. (sf. 18)

…Ama buyurun, seninle ilgili gerçekliği söylemeye hazırlandığım an, hemen duraksıyorum, çünkü senden ve senin gerçek karşısındaki tutumundan korkuyorum. Sana gerçeği söylemek, benim yaşamımı tehlikeye düşürüyor. Gerçeklik esenlik getirdiği gibi, tüm çetelerin avı da olur. (sf. 20)

Seninle olan ilişkilerimi uzun zaman sürdürdüm, çünkü kendi deneyimlerim sayesinde senin yaşamını da biliyordum ve sana yardım etmek istiyordum. Sana yaptığım yardımların etkili olduğunu gördüğüm için bu ilişkilerimi sürdürdüm, çünkü sen çoğu zaman ağlayarak benden yardım istiyordun. Benim yardımlarımı kabul ettiğini, ama onları korumasını bilmediğini yavaş yavaş anladım. Onları savunan ben oldum ve senin yerine çetin savaşlar verdim. Sonra senin führerlerin geldi ve benim yapıtımı parçaladı. Sen hiç ses çıkarmadan onların peşinden gittin. Oysa ben, senin führerin ya da kurbanın olmadan sana nasıl yardım edebileceğimi görmek için seninle ilişkilerimi sürdürdüm. Benim içimdeki küçük adam seni inandırmak ve “kurtarmak“ istiyordu.
Benim içimdeki küçük adam seni “özgür kılmak” istediği zaman beni bir korku alıyor. Bendeki seni ve sendeki beni ortaya çıkarabilirsin, korkuya kapılabilir ve bendeki seni öldürebilirsin sen. Bu nedenle karşına kim çıkarsa onun tutsağı olman için ben ölmeye hazır değilim.
“Karşına kim çıkarsa onun tutsağı olmak”tan ne demek istediğimi anlamadığını biliyorum ve bunun zor bir sorun olduğunu kabul ediyorum. (sf. 23)

Duvarları tezekle yoğurulmuş, kireç badanalı evinde yaşayıp duruyorsun. Ama öte yandan, “kültür sarayı”na bakıp övünüyorsun. Yeni bir savaşa ve yeni efendilerin düşüşüne yeğin, devleti yönetme yanılsaması ile yetiniyorsun. (sf. 26)

Epigraf

Senin küçük adamlarından seni ezenleri yarattığını, gerçek büyük adamlara işkence ettiğini, onları çarmıha gerdiğini, öldürdüğünü, açlıktan ölmeye bıraktığını, onların kişiliklerini ve senin için çektikleri üzüntüleri bir kez olsun onaylamadığını, kendi yaşamının gerçekleşmesini kime borçlu olduğunu hiç mi hiç bilmediğini kabul etmen gerekir. (sf. 28)

Sende gerçekten büyük adamı tanıyabilecek duyarlılıklar yok. Onun varolma biçimini, acılarını, dileklerini ve senin için verdiği kavgaları bilmiyorsun. Seni baskı altına almayı ve sömürmeyi düşünmeyen, özgür, gerçek ve dürüst bir insan olmanı içtenlikle arzulayan kadınların ve erkeklerin olabileceğini anlamıyorsun. Bu kadınları ve erkekleri sevmiyorsun, çünkü onlar senin varlığına yabancılar. Onlar sade ve içten insanlar; senin için sıradan şeyler ne ise, onlar için de gerçek o. Seninle alay etmek için değil, insanlığın yazgısına üzüldükleri için senin içini okuyorlar, ama sen kendi içinin okunduğunu anlıyor ve tehlikenin geldiğini sezinliyorsun. Diğer küçük adamlar, bu büyük adamların büyük olduklarını söyledikleri zaman sen onları alkışlıyorsun. Sen büyük insanlardan, onların yaşamla olan içli dışlılığından, yaşama olan sevgilerinden korkuyorsun. Büyük insan seni canlı bir hayvan, canlı bir varlık olduğun için seviyor sadece. Onun en büyük arzusu, senin binlerce yıl çektiğin acıyı artık görmemek, binlerce yıl saçmaladıklarını artık duymamak. O senin artık bir yük hayvanı olmaktan çıkmanı istiyor, çünkü o yaşamı seviyor, senin acılarının ve bilgisizliklerinin sonunun gelmesini arzuluyor.
Büyük adamları seni aşağılamaya yönelten, yine sensin; senin sığlığın onları yaraladığı zaman, senden uzaklaşıyorlar, sakınıyorlar -ve işin en kötüsü, senden yakınıyorlar.(sf. 32)

Büyük adamla senin arandaki ayrım şuradan geliyor; o yaşamın en büyük amacının para peşinde koşmak olmadığını biliyor, kızlarını toplumun yüksek katından gelme insanlarla evlendirmek, politikada yükselmek ya da üniversitede ünvanlar elde etmek istemiyor. O senin gibi olmadığı için, sen ona “dahi” ya da “kaçık” diyorsun. O ise kendi adına bir dahi değil, basit bir canlı olduğunu kabul etmeye hazır. Çünkü o gevezelikler yapılan toplantılara gitmek yerine, kendini inceleme yapmaya, düşünmeye, laboratuvarındaki çalışmalarına vermeye adadığı için, sen ona “pek toplumsal olmayan” bir insan gözüyle bakıyorsun. Çünkü o senin gibi hisse senetleri almak yerine, paralarını bilimsel araştırmalara adadığı için, sen ona “deli” diyorsun. Sen kendini ölçü tanımaz bir yozlaşmaya bırakmışsın, küçük adam; sen kendini tipik olağan bir insan saydığın, “homo normalis” saydığın için, sade ve içten bir insan “anormal” diyorsun.
Sen ona kendi acınası “ölçüler”ini uyguluyorsun, sonra da kalkıp yoldan saptığı sonucuna varıyorsun. Sevgi dolu ve yardım sever bir insanı, ister kahvede, ister sarayda olsun, farkında olmadan tüm toplantılardan kovan sensin, küçük adam, çünkü sen ona soluk aldırmıyorsun. Ona yıllarca olmayacak acılar çektirip bugünkü duruma getiren kim? Sen, senin hafifliğin, senin dar kafalılığın, yanlış düşünüşlerin ve on yıllık toplumsal gelişmenin direnmesine dayanamayan “sarsılmaz doğruların”. (sf. 33)

Gerçek büyük adamlar kendi düşüncelerini rastgele açıklamazlar, ama büyük bir düşünce kavradıkları zaman, uzağı görerek onu kullanırlar. Kendi düşüncelerin önemsiz ve geçici olduğu halde, düşünceleri doğru ve uzun ömürlü olan büyük adamı bir parya yapan sensin, küçük adam. Onu parya yerine koyarken, yalnızlığa itmiş oluyorsun. Ama büyük işlerin doğduğu verimli bir yalnızlık değil bu, senin yanlış anlamandan ve kötü davranışlarından çekinen adamın yalnızlığı. Çünkü “halk” da sensin, “kamu düşüncesi”de, “toplumun bilinci”de. Böyle davranırken büyük bir sorumluluk altına girdiğini hiç düşündün mü, küçük adam? (sf. 34)

Sen büyük adamı yalnızlığa ittikten sonra onu yaptığın kötülüğü de unuttun. Ama aptallıklar ve küçük alçaklıklar yapmayı, onun canını acıtmayı durdurmadın. Ve her şeyi unuttun. Bununla birlikte, büyük adamın kendisi bunları unutmadı; Öç almanın peşinde değil o, SENİN ALÇAKLIĞININ NEDENLERİNİ ORTAYA ÇIKARMAYA ÇALIŞIYOR. Böyle bir davranışın, senin anlayışını aştığını biliyorum. Ama inan bana, eğer sen büyük adama yüz, bin, bir milyon kez acı verdiysen, onu onulmaz bir biçimde yaraladıysan -ve hemen peşinden artık unutulmuş olsan bile- yine de o senin için acı çekiyor, ona büyük kötülükler dokunduğu için değil, yaptıkların bayağı olduğu için. (sf. 35)

Büyük adam, eğer senin yararsız dostluğunu kazanmak istiyorsa, senin düzeyine inmeli, senin gibi konuşmalı ve senin erdemlerinle donanmalıdır. Ama o senin erdemlerine, konuştuğun dile ve dostluğuna sahip olduğu zaman, sade ve büyük adam olmaktan çıkar. Kanıt mı istiyorsun? Seninle aynı dili konuşan insanlar, hiçbir zaman gerçekten büyük adam olmadılar. (sf. 37)

Senin otomobilin ve trenlerin, tasarılarını büyük Galileo’nun çizdiği köprülerden geçiyor. Bu büyük Galileo’nun evlenmediği bir kadından üç çocuk sahibi olduğunu biliyor musun, küçük adam? Bunu evde, okulda çocuklarına anlatmıyorsun. Kimbilir, belki de bu yüzden Galileo’ya işkence yaptın! (sf. 49)

Sen yaşama sevincini “ekonomik koşullarını” bir “makine”yi sevmekle karıştırıyorsun; insanların kurtuluşunu, devletin büyüklüğü ile, özveri arzusunu, partinin aptalca “sıkıdüzeni” ile, kitlelerin yükselişini, askeri bir törenle; aşkın özgürlüğe kavuşmasını, Almanya’yı işgal ettiğinde eline geçen her kadının ırzına geçmekle; yoksulluğun ortadan kalkmasını, yoksulları, zayıfları ve eli kolu bağlı insanları yok etmekle; eğitimi “vatanseverler okulu” ile, doğumun denetimini, “dünyaya on çocuk getirmiş anne”ye verilen madalya ile karıştırıyorsun. Kendi kafandan çıkan bu “on çocuklu anne” fikrinin kurbanı değil misin? (sf. 54)

özet

Büyük araştırmacılar, büyük ozanlar ve büyük bilgeler senden kaçtılar çünkü onlar kendi mutluluklarını korumaya çalışıyorlardı. Senin yanında küçük adam, insanın kendi mutluluğunu tüketmesi kolay, koruması zor. (sf. 55)

Senin için mesleki saygınlığın, bankadaki hesabın, radyum endüstrisindeki çıkarların, hakikatten ve araştırmadan daha önemli. İşte bu yüzden zavallı ve küçüksün, küçük adam! (sf. 58)

Şurası bir gerçektir ki, “dâhiler”e sahip çıkmadan ve onları yüceltmeden edemiyorsun. Ama senin dâhilerin bütün engelleri aşan, atılgan ve uzlaşmış dâhilerden değil, düşündükleri ölçülü, dengeli ve resmi, kısacası yoluna yöntemine göre iş yapan, temiz yürekli ve uydumcu uzlaştırıcı dâhiler olmalı. Kentin sokaklarında övünerek dolaştırabileceğin için dar kafalı, kanatları yolunmuş ve uygar görünüşlü dâhiler düşlüyorsun. (sf. 61)

… ama her on yılda bir “atadan kalma” düşmanları yer değiştiriyorlar, onları “atadan kalma” dostlar yapıyorlar, sonra yine “düşmanlar”a dönüştürüyorlar. Onlar şarkı değil, savaş marşları söylüyorlar. (sf. 64)

Sen kartallardan korkuyorsun, büyük sürüye katılmayı yeğliyorsun. Bu yüzden de büyük sürülere yem oluyorsun. (sf. 80)

Hitlercileri milyonlarca insanı öldürdükten sonra asıyorsun, peki ama bu cinayetler işlenirken sen neredeydin? (sf. 85)

Çünkü sen evinin kumlar üzerinde kurulmasının sorumluluğunu kabullenmiyorsun. Tavan çöküyor, ama sen benim “proleter onurum”, “ulusal onurum” var diyorsun. Yer ayağının altında kayıyor, ama sen durmadan bağırıyorsun. “Yaşasın Führer, Yaşasın Alman, Rus, Yahudi onuru!” Su borusu patlamış, çocuğun neredeyse boğulacak, sen ise bu eğitim sistemini övüyorsun. Eşin verem olmuş, yatağa düşmüş, sen ise küçük adam, kayalar üzerine ev kurmayı, “Yahudi icadı”dır diye reddediyorsun. (sf. 86)

YAŞAM, SENİN YAŞAMIN sana seslendiğinde, duymazlıktan geleceksin. Çünkü sen yaşamdan korkuyorsun, küçük adam, çok korkuyorsun. “Sosyalizm” adına, devlet, “ulusal onur”, “tanrının utkusu” adına yaşamı zehir edeceksin. (sf. 90)

Birinci Dünya Savaşı’ndan önce, bir ülkeden diğerine gitmek için pasaporta gereksinim yoktu. Savaştan sonra “özgürlük ve barış için” pasaport diye bir şey uyduruldu ve bu seni pireler gibi izlemeye başladı. Eğer Avrupa’nın içinde üç yüz kilometre kadar bir yolculuk yapmak istiyorsan, on kadar ülkenin elçiliğinden vize istemen gerekiyor. (sf. 95)

Ama senden yukarılara çıktım ve zamanın binlerce yıllık görünümü içinde ileri geri giderek sana bakıyorum. (sf. 96)

Daha ilginç bir yere atanma düşlerini hiçbir zaman gerçekleştirememiştin. Kitaplığımda Lenin’in ve Troçki’nin kitaplarını bulundurduğum için beni kınadın. Bir kitaplığın neye yaradığını sen bilmiyordun, küçük adam. Kitaplığımda ayrıca Hitler, İsa, Goethe, Napolyon ve Kazanova’nın kitaplarının da bulunduğunu sana açıklamıştım. Ruhsal vebayı iyi tanımak için, onun tüm görünümlerini incelemek gerektiğini sana söyledim. (sf. 100)

Böylece ben senden ayrılıyorum, küçük adam. Sana hizmet etmeyeceğim artık ve senin için kaygılanıyorum diye acı çekmeyeceğim. Gittiğim yerlerde beni izleme gücüne sahip değilsin. Seni nelerin beklediği konusunda birazcık bilgi sahibi olsaydın, korkudan ölürdün. Çünkü dünya hükümetinin sorumluluğunu yükleneceksin. Benim büyük yalnızlığım senin geleceğini de kapsıyor. Bu an için seninle yol arkadaşı olmak istemiyorum. Bir yol arkadaşı olarak konaklarda bana zararın dokunmayabilir, ama gittiğim her yere sen gelemezsin. (sf. 103)

“Bakın şu adama, büyüklük delisi olup çıkmış! Delinin biri o, hem de zır deli!” Biliyorum küçük adam, ne zaman işine gelmeyen bir gerçeği duysan, hemen ona deli damgası yapıştırıyorsun. Buna karşılık sen kendini “homo normalis”, normal insan sayıyorsun. Delileri içeri kapatıyorsun ve normal insanlar da dünyayı yönetiyorlar. Bu duruma göre tüm bu kötülüklerin sorumlusu kim? Elbette sen değilsin, sen yalnız kendi görevini yapıyorsun, hem kişisel bir görüşe sahip olmak için sen kim oluyorsun? Bunu biliyorum, senin ikide bir söylemene gerek yok. Ayrıca senin yazgın kimseyi de ilgilendirmiyor, küçük adam. Yeni dünyaya gelmiş çocukları kendi tasarımına göre “normal insan” yapmak için uyguladığın işkenceyi gözlerimin önüne getirince, bu kıyımı durdurmak için sana doğru gelmek istiyorum. Ama sen bir “Eğitim Bakanlığı” kurarak bana karşı önlemler aldın bile. (sf. 106)

Bütün bunlardan sonra senden ayrılacağımı söyledim. Bu kararı, yıllarca düşündükten ve nice uykusuz geceler geçirdikten sonra aldım. Hiç kuşku yok, tüm proleterlerin gelecekteki Führerleri, bu denli çok numara yapmaya gerek duymayacaklardır. Bugün onlar senin şefin, yarın kenar bucak bir gazetede uyuşuk bir başyazar olacaklar. Gömlek değiştirir gibi görüşlerini değiştiriyor onlar. Oysa ben böyle bir insan değilim. Sen ve geleceğin benim için bir kaygı olarak kalacak. Ama birisi sana yakın olunca, ona saygı göstermediğinden, ben de senden uzaklaşıyorum. (sf. 108)

Bugün seninle alay edilmemesi, dünyanın zavallılığını göstermeye yeter. (sf. 118)

Sen tüm yaşamı tehdit ediyorsun ve senin olduğun yerde insan sırtına bir bıçak yemeden, alnına kara çalınmadan hakikatti savunamayacağı için, ben senden uzak duruyorum. Bir kez daha söylüyorum, ben senden uzaklaştım, senin geleceğinden değil. Ben insanlığı değil, senin insanlığını ve senin alçaklığını terk ettim. (sf. 123) 

wilhelm reich çalışmaları

Diktatörler, zorbalar, küçük şeytanlar, dedikoducular, böcekler ve çakallar bir bilgenin önceden kestirdiği yazgıdan kurtulamayacaklar. (sf. 154)

wilhelm reich kitap alıntı

2 yorum:

Unknown dedi ki...

DİNLE KÜÇÜK ADAM… SANA DİYORUM SANA KÜÇÜK ADAM… OKUSANA BUNU KORKAK !!
Karşınıza oturmuş ve sizin başta hakaret olarak algıladığınız bir tarzda size ithamlarda bulunan lakin ilerledikçe öz eleştiride size tavan yaptıracak; kitap bittiğinde “ver elini öpeyim WİLHELM abi” dedirtecek bir eser.

1948 yılında; geçmişin, o yıllların, bugünün ve yarının küçük kadın ve küçük adamlarına yazılmış, ironinin dibine dibine vuran, sizi yakanızdan tutup bayılana kadar sallayıp, silkeleyecek, sorularıyla siz ayılana kadar zihninizi kemirecek olan bir başyapıt. Başyapıt diyorum ve inanın abartmıyorum. Okuyanlar başyapıt sıfatının bu eser için bir abartı olmadığı konusunda bana katılacaklardır.

Bir çok yazarın, düşünürün, felsefecinin, psikoloğun, politikacının, liderin binlerce yıldır anlatmayı bir türlü beceremediği (ya da bilinçli bir şekilde anlatmayarak, sormayarak; küçük adamın bilinçsizliğinden fayda sağlamış olduklarından) neden küçük adam olduğumuzu, neden küçük insanlar olarak kaldığımızı, neden yeryüzünde bir insan birliği olarak barış içinde yaşayamadığımızı, hatalarımızı, kalbimizin içindeki pisliği ve salaklığı yüzümüze yüzümüze vuran, gözümüze gözümüze sokan bir eser.

Okuyup gerçekten birşeyler anlamaya biraz dahi olsa gayret edenlerin kendisinden, içinden, zihninden, yüreğinin en ücra köşelerinden birşeyler değil çok şeyler bulup; sana yani KÜÇÜK ADAM a bir nevi boyut atlatmayı başaracak kadar başarılı bir kitap.

Bütün çağların ezilen ve bu ezilmişliğine rağmen tepkisiz kalmayı kendisine vazife edinen; bu vazifede kendisine öncülük etmesi için KÜÇÜK BİR BÜYÜK ADAM yaratan ve onun izinde insan neslini acılara sürükleyen KÜÇÜK ADAM ın yani SENİN evet SENİN ve BENİM beynimize ucu sivri bir çomak sokan ve o çomakla beynimizin en ücra köşelerinde kalmış düşüncelerini, sorularla ve kendi kendimize itiraf etmekten korktuğumuz gerçeklerle kanırta kanırta deşen bir kitap.

WİLHELM REİCH in sorduğu sorulara ve yüzüne vuracağı gerçeklere samimiyetle cevap verecek olanlar, itiraf etmekten korkmayacak, düşünmekten canın yansa da doğruyu itiraf etmekten yana olacaksan, bulduğun ve gördüğün yanlışlarını itirafların ışığında düzeltmeye çalışmak zoruna gitmeyecekse bu kitabı okumalısın.

Hala, belki de kitapta ne anlatıyor, konusu ne diye soranlar var ise tek kelime ile “SEN” i yani KÜÇÜK ADAM ı anlatıyor. İnsanlığın bu kadar acı, gözyaşı, kan ve geri kalmışlık içerisinde; hala büyük bir kitlenin mutsuzluk ve umutsuzluk içerisinde yaşamasına sebep olan SEN i anlatıyor.

Dili basit ve sade inanılmaz akıcı, düşünmek kısmı dışında sizi boğacak hiçbir fazlalık yok. Yazıyla anlamazsın belki diye araya bir çok da görsel anlatım serpiştirilmiş. Daha da anlamazsan KÜÇÜK ADAM olarak kal lakin düş artık insanoğlunun yakasından diyor yani :D

Bu arada kitabı bana hediye ederek kafamda yanan lambaların sayısında artış kaydetmemi sağlayan Kitap Kardeşim Ilker Toprak a sonsuz teşekkürler…

Korkmuyorsan; okuyacaksın…

Medine Mutlu dedi ki...

Gerçeklerle yüzleşmekten korkan, küçük olup da kendini büyük sanan ve egosunun gölgesine sığınanlara seslenmiş "Dinle Küçük Adam". Kitaptaki çizimler "Küçük Prens" tadı katmış kitaba. "Küçük adamlara" masal anlatır gibi anlatmış yüzleşmekten korktuklari kendi gerçeklerini yazar. "Küçük Prens" tadı belki de bunun içindir...

Yorum Gönder

 
;