1 Ekim 2017 Pazar

Paul Lafargue - Tembellik Hakkı

Tembellik Hakkı, Karl Marx, Paul Lafargue, Kapitalizm, Burjuvazi

Kapitalist uygarlığın hüküm sürdüğü ulusların işçi sınıfları tuhaf bir deliliğin esiri olmuşlar. Kederli insanlığa yüzyıllardır işkence eden bireysel ve toplumsal sefaletler de bu deliliğin peşinden geliyor. Bu delilik, çalışma aşkıdır; bireyin ve evlatlarının yaşamsal güçlerini tüketmeye dek varan çalışmanın can çekişen tutkusudur. Rahipler, iktisatçılar ve ahlakçılar ise, bu zihniyet sapmasına karşı çıkmak yerine, çalışmayı pek kutsal göstermeyi görev bildiler. (sf. 9)

Kapitalist toplumda çalışma her türlü entelektüel yozlaşmanın, organik deformasyonun nedenidir. İki elli uşak takımının hizmet ettiği Rothschild ekürilerindeki safkan atları, Normandiya çiftliklerindeki toprak süren, gübre taşıyan hantal hayvanla karşılaştırın bakalım. Ticaret misyonerlerinin ve din tacirlerinin, Hıristiyanlıkla, frengiyle ve çalışma dogmasıyla henüz çürütemedikleri soylu vahşiye bakın bir, sonra da bizim şu makinelerin sefil hizmetkârlarına bakın. (sf. 10)
(kitaptan dip not: …bu kişilere, daha gelişmiş bir uygarlığın aynı toplumsal düzeyinde ender olarak rastlanan seçkin bir davranış özelliği, zekâ ve yargı keskinliği verir… Hiç hoşlanmadıkları şey, tarımsal çalışmalardır; “çiftçilik yapmayı benimsemekten başka her şeyi yaparlar.” Gerçekten de tarım, insanlığın kölece çalışmasının ilk tezahürüdür. Kitabı Mukaddes’in rivayetine göre ilk cani olan Kabil bir çiftçidir. )

Antikçağ filozofları özgür insanın aşağılanması demek olan çalışmayı küçümsemeyi öğretiyorlardı, şairler tanrıların armağanı olan tembelliğe övgüler düzüyordu:
O Melibae, Deus nobis hoec otia fecit. (sf. 11)
(Ey Meliboeus, bir Tanrı bağışladı bize bu aylaklığı”, Vergilius, Çoban Şiirleri.

…1848’den sonra fabrikalardaki çalışmayı on iki saatle sınırlandıran yasayı devrimci bir fetih gibi kabul edecek kadar çalışma dini tarafından değersizleştirilmeye kendilerini teslim etmişler demek! Çalışma hakkını devrimci bir ilke olarak ilan edebildiler. Yuh olsun Fransız proletaryasına! (sf. 17)

Haziran 1848’de işçiler, elde silah, bu çalışmayı kendi ailelerine zorla dayattılar; karılarını ve çocuklarını sanayinin baronlarına teslim ettiler. Kendi aile yuvalarını kendi elleriyle yıktılar; karılarının sütünü kendi elleriyle kuruttular; hamile ve bebek emziren bahtsız kadınlar, bellerinin bükülmesi ve sinirlerinin tükenmesi pahasına maden ocaklarına ve fabrikalara gitmek zorunda kaldılar; çocuklarının yaşamını ve sağlığını erkek işçiler kendi elleriyle parçaladılar. – Utan, proletarya! (sf. 18)

Çağımızın çalışma yüzyılı olduğu söyleniyor; aslında acının, sefaletin ve çürümenin yüzyılı. (sf. 18)

…Fabrikada çalışmayı başlatın, neşeye, sağlığa, özgürlüğe elveda deyin; hayatı güzel ve yaşanmaya değer kılan her şeye elveda.
İktisatçılar ise işçilere tekrarlayıp duruyorlar. Toplumsal serveti arttırmak için çalışın! Ama bir başka iktisatçı, Destut de Tracy onlara şu cevabı veriyor:
“Yoksul uluslar, halkın rahat ettiği uluslardır; zengin uluslarda ise halk genelde yoksuldur.” (sf. 23)

Çalışın, çalışın, proleterler, toplumsal serveti büyütmek ve bireysel sefaletinizi arttırmak için çalışın; çalışın ki, daha da yoksullaşarak, çalışmak ve sefil düşmek için daha fazla gerekçeniz olsun. Kapitalist üretimin insanın gözünün yaşına bakmayan yasası budur. (sf. 24)

Çalışma dogmasının sersemleştirdiği proleterler, sözüm ona refah döneminde maruz kaldıkları aşırı çalışmanın bügünkü sefaletlerinin nedeni olduğunu anlayamazlar. (sf. 24)

Sanayi krizleri, geceyi gündüzün takip etmesi gibi kaçınılmaz bir şekilde aşırı çalışma evrelerini takip ediyorsa, zorunlu işsizliği ve çözümsüz sefaleti de peşlerinden sürüklüyorsa, o zaman, kimsenin gözünün yaşına bakmayan hileli iflası da peşinden sürükler. (Sf. 26-27)

tembellik hakki

Ey burjuvazinin devrimci ilkelerinin sefil başarısızlığı! Ey tanrısı İlerleme’nin iç karartıcı armağanı!

Gargantua’ya özgü yüce mideler, ne hale geldiniz? Bütün insan düşüncesini kapsayan yüce beyinler, size ne oldu? İyice küçültüldük, iyice yozlaştık. Kudurmuş inek, patates, boya katılmış şarap ve Prusya şnapsı zorunlu çalışmaya ustaca karıştırılarak gövdelerimizi zayıf düşürüp zihnimizi daralttı. İnsanın midesi o zaman mı küçüldü? Makine üretkenliğini o zaman mı artırdı? İktisatçılar bize Malthusçu teoriyi, perhiz dinini ve çalışma dogmasını vaaz etmeye o zaman mı başladılar? Keşke dillerini kopartıp köpeklere atsaydık. (sf. 35)

Sosyete kadınları kendilerini feda ederler. Terzilerin dikmek için canla başla çabaladıkları masalsı tuvaletleri denemek ve gösterebilmek için, bir giysiden diğerine akşamdan sabaha mekik dokurlar, sahte topuz yaptırma tutkularını ne pahasına olursa olsun gidermek isteyen kıl gibi ince sanatçılara o boş kafalarını saatler boyunca teslim ederler. Korselerinin içine sıkışmış, ayakları potinlerinin içinde büzülmüş, bir askerin yüzünü kızartan dekolteleriyle, yoksul dünya için birkaç kuruş toplamak amacıyla hayır balolarında bütün gece dolanıp dururlar. Ne yüce ruhlardır onlar! (sf. 37)

Tarihin babası Herodot şöyle der: “Yunanların çalışmayı küçümsemeyi Mısırlılardan aldığını söyleyemem, çünkü aynı küçümsemenin Trakyalılar, İskitler, Persler ve Lidyalılar arasında da yerleştiğini görüyorum. Tek kelimeyle, barbarların çoğunda, mekanik sanatları öğrenenler ve hatta onların çocukları yurttaşların en alt kesimi olarak görülür… Bütün Yunanlar, özellikle de Ispartalılar bu prensiplerle yetiştirilmiştir. (sf. 62)

Eski filozoflar fikirlerin kökenini tartışıyorlardı, fakat çalışmadan tiksinmek söz konusu olduğunda hemfikir oluyorlardı.
Platon toplumsal ütopyası olan ve model oluşturan Devlet’inde şöyle der: “Doğa ne kunduracı yaratır ne de demirci; bu tür meşguliyetler bunları yerine getiren kişileri değersizleştirir. Bunlar, durumları gereği politik haklardan yoksun kalmış adsız sefiller, para karşılığı iş gören değersiz kimselerdir. (sf. 63)

Cicero şöyle demektedir: “Bir dükkandan saygıya ve hürmete layık ne çıkabilir? Ticaret namuslu bir şey üretebilir mi? Dükkan denen şey, dürüst bir insana layık değildir […], tüccarlar yalan söylemeden kazanamadığına göre, yalancı olmaktan daha utanç verici ne olabilir! Dolayısıyla, çabalarını ve ustalıklarını satan herkesin mesleğine aşağı ve iğrenç bir şey gözüyle bakmak gerekir; çünkü kim ki kendi emeğini para karşılığı satar, kendini de satar ve köle mertebesine düşer.
Çalışma dogmasının serseme çevirdiği proleterler, kıskanç bir özenle sizden gizlenen bu filozofların sözlerini işitiyor musunuz: Para karşılığı emeğini satan bir yurttaş köle mertebesine düşer; yıllarca hapsi hakeden bir suç işler. (sf. 64)

1 yorum:

nilgün aydın dedi ki...

Ne keyifli bir yazı olmuş. Hayat kesitleri..

Yorum Gönder

 
;